ANASAYFA > SANAL KÜTÜPHANE > Yıllardır Türk Eğitim Sisteminin Dilinden Düşmeyen Konu: Kızların Saçı

Yıllardır Türk Eğitim Sisteminin Dilinden Düşmeyen Konu: Kızların Saçı

Gülse Birsel/1 Ekim 2014

Nasıl oluyor da bu kadar çok kişi kızların saçı hakkında söyleyecek şey buluyor? Bu konu insanların bilincine öylesine kazınmış ki yıllardır tartışılmasına rağmen mantıklı bir sonuç alınamıyor.

Şimdilerde tartışılan, 10 yaşındaki kızlara başörtüsü takma serbestliği verilmeli mi ve bu özgürlüğün getirisi ne olur?

Güncel okul kuralları, kızların saçlarını boyaması ya da bir kısmının rengini açtırmasını kabul etmemesine karşın, serbest bırakıldığı için, başörtüsü takmasına izin vermektedir. Sonuçta kararın, ailenin özgür iradesiyle alındığı söylenmektedir. Burada hemfikirim. Ancak anladığım kadarıyla artık kızların saç rengini değiştirme kararı aileye değil, devlete bağlı olmaktadır.

Buna şaşırmamız mümkün mü? Hayır, çünkü yıllar boyunca Türk eğitim sisteminin önemli bir parçası kızların saçıyla ilgiliydi. Her dönemin eğitimdeki politik duruşunu anlamak için, söz konusu yıllarda kız öğrencilerin saç şekline bakmak yeterlidir. Bu eğilim şimdi neden değişsin ki?

Biz öğrenciyken başörtüsü takmak da, saçın uzunsa atkuyruğu yapmadan açık bırakmak da yasaktı. Her Pazartesi okula girişte ve her Cuma çıkarken her birimiz teker teker sıkı bir kontrolden geçerdik: Saçımız örgü mü, atkuyruğu mu; kakülümüzdeki açık tonlar boya mı yoksa doğal şekilde güneşten açılma mı?

Aslında o Pazartesi ve Cuma günleri kimse bize şunları sormazdı: “Bu hafta hangi kitapları okudunuz?” “Bir oyuna, müze, sergi ya da konsere gittiniz mi?” “Bir fizik ya da kimya deneyimi gözlemlediniz mi?” “Seyahate gittiniz mi?” “Ek bilgi araştırması yaptınız mı?” Sanırım başlarımızın kurallara uygun biçimde olması daha önemliydi.

Mentalite eskinin aynı ve aşağıdaki argümanlarla konu, yine çok önemli bir sorunmuşçasına tartışılmakta: İmam Hatip okullarında başörtüsü zaten takılıyor; normal okullarda da din derslerinde kız öğrencilerin başı zaten örtülü. “Bu de facto duruma bir düzen getirmenin zamanı gelmişti ve biz de bunu yaptık vs. vs.” denilmekte.

Kızlarımızın başları etrafında dönen bir başka de facto durumu da açıklamamı ister misiniz? Geçtiğimiz son üç yılda 130.000 küçük kızın başına nikah duvağı geçirildi. Bir başka deyişle, ailenin 14 yaşındaki kızını 50 yaşındaki yaşlı adamla evlendirmeye hakkı var fakat devlet, ailesi izin verse de, aynı kızın okula saçı boyalı gitmesine izin vermiyor.

İşte size başka bir “kafa” sorunu: Son 10 yılda kadın ölümüyle sonuçlanan cinayet sayısındaki artış oranı yüzde 1,400.Başka bir deyişle kocaları, erkek arkadaşları, akrabaları, bazen erkek kardeşleri, bir başka zaman babaları bu kadınların kafalarına birer kurşun sıkıverdiler. Böylece ne başörtüsü mü takacak, atkuyruğu mu yapacak, ya da saçını mı boyayacak konusuna, ne de bunlara ailesi mi yoksa devlet mi karar verecek tartışmalarına gerek kalmamakta….

Bazı kafaların değişmesi şart, ama bu, kızlarınki değil. Ben ülkenin gözde okullarından birisine gittim ancak o zamanlarda da eğitim düzeyi iyi değildi. Şimdi? Muhtemelen o zamankinden de kötü. Bu sonucu, OECD’nin yaptığı Öğrenci Değerlendirme Programı araştırmasına dayanarak söylüyorum. Türk çocuklarının fen, matematik ve okuduğunu anlama konularındaki sıralaması, 65 ülke arasında 40 cılıktır. Bu durum sonun başlangıcıdır. Türkiye’den bir ilim adamı çıkmasını yıllarca boşuna bekleyeceğiz.

Ne bir icat ne de bir yenileştirme var. Sanayimiz gerilemekte. Bir yandan işsizlik oranı yüksek, bir yandan sanayicilerimiz kalifiye eleman bulamıyor. Değer yaratmayı başaramıyoruz. Şehirlerdeki son kıymetli arsa da satılınca ne yapacağız?

Kız öğrenciler saçlarını kırmızıya mı boyar, kazıtırlar mı, başörtüsü, keçe şapka, ya da naylon poşet mi takarlar artık hiç umurumda değil. Eğitim kalitemiz düştüğü için şimdi geleceğimiz tehlikede. Bilgisiz ve yeteneksiz genç kitlenin bizleri götürdüğü ufukta görebildiğim, zavallı bir az gelişmişlik.

Bence Türkiye’nin en önemli sorunu “okumamışlık”tır. Detaylar ve sosyal mühendislik yapmak yerine bu durumu değiştirmeye odaklanmalı, “daha iyi ve bilimsel eğitime” kafa yormalıyız. Aksi halde bu kafalar elimizde patlayacaktır!