ANASAYFA > NOT IN USE > Kendi Yaşam Serüveninizin Kadın Kahramanısınız!

Kendi Yaşam Serüveninizin Kadın Kahramanısınız

Sosyal Psikolog Jeanne Nidorf

Kahramanı şöyle tanımlamak mümkündür: Cesareti, olağan dışı başarıları ve şefkati nedeniyle hayranlık duyulan kişi/kadın. Kahraman, çevresi için olumlu bir örnektir.

Bugün Sizlerle Kendi Yaşamınızın Kahramanı Olmak için Neler Yapabilirsiniz Hakkında Düşüncelerimi Paylaşmak İstiyorum:

Lider, Benliğinin Farkında, Potansiyelini Geliştiren, İçinde Kendisiyle Huzurlu ve Başkalarının İyiliğine Katkıda Bulunan Sizlerle.

 

Yaşamda her zaman karmaşalar/güçlükler, endişe veren yanlar, ne yapacağını bilememe hali olacaktır-özellikle de iş hayatına adım atma zamanı geldiğinde, olası yaşam tarzı alternaflerini aklımızdan geçirip en azından istediklerimizin bazılarını gerçekleştirebilecek miyiz, gibi sorulara takıldığımızda. Ama unutmayalım ki yaşamın akışı, yanında keyifli şeyleri de getirir.

 

Benliğimiz Nasıl Oluşur?

 

İşe, kendi benliğimizin oluşumunu düşünerek başlayalım. Bu konu tarih boyunca yazarların, sanatçıların, şairlerin, bilim insanları ve filozofların ilgisini çekmiştir. 20. Yüzyıl başlarından itibaren gelişim, sosyal ve kültürel psikologlar da aynı konuya kafa yormaya başlamışlardır. Ben, kendi uzmanlık alanım olan kültürel psikoloji bakış açısıyla yaklaşacağım.

Ben kimim? Ben neyim?

Biricik ve herkesin kendine has olan benliği belirleyen şeyler, bize yaşamımızın farklı evrelerinde, çeşitli şekillerde yön veren ögelerdir. Uzun süre uzmanlar, benliğin sabit olup farklı ebeveynlik tarzları, kültürel değerler, dini uygulamalar, travma yaratan olaylar gibi çocukluğu etkileyen baskın faktörlere bağlı geliştiğine ve ergenlik döneminde son halini aldığına inandılar. Ancak güncel araştırmalar, bu inancın özellikle de 21. Yüzyıl kuşağı, yani Sizler, için geçerli olmadığını göstermektedir. 50 Yıl öncesinden farklı olarak şimdilerde benliğimizin değişen, erişkinlikte de gelişmeye devam eden, karmaşık bir oluşum sergilediği anlaşılmıştır.

Çocuklar hala başlangıçta kendilerini bir aile ya da bir sosyal grubun üyesi olarak görürler. Bu bir “Ben kimim?” sorusudur. Ben bir kız evladıyım. Ben Türkiye’nin güney doğusundaki bir köydenim ve Alevi’yim.

Yeni, farklı tecrübe ve fırsatlarla benliğimiz evrilir. Ben şimdi bir üniversite öğrencisiyim. Bir kimya mühendisi olarak mezun olacağım. O zaman ana kimliğim “profesyonel bir kimya mühendisi” olacak. Bu, temelde kalıtım, kültür ya da yetiştiğimiz ortamı oluşturan ögelere dayanmayan, sadece başarıya dayalı bir “Ben neyim, sorusudur”.

 

Sosyal etkileşimi engelleyen faktörlerin ortadan kalkması, sizi yeni tecrübelere götürecek. Yüksek öğrenim, benlik oluşumunda kritik rol oynayan profesyonel ve sosyal imkanları sağlamada, genç kadınların en önemli aracıdır. “Aa kolaylaştırıcımızın oturduğu gibi güzel bir daireye misafir geleceğim hiç aklıma gelmezdi. Ben de bir gün böyle bir evde yaşamayı hayal edebiliyorum. Ama bir zamanlar bunu aklımdan bile geçirmezdim.” Aynı zamanda ben hala ebeveynlerimin yetiştirdiği, mütevazi bir ailenin kızıyım. Her ne kadar şimdi İstanbul’da şehir yaşamının inceliklerini öğrenmiş olsam da, ruhen bir güney doğu köyüne aidim-ama…

Bu düşüncelerimi yakın olmadığım, iyi tanımadığım kişilere açmamalıyım çünkü onların hakkımda ne düşünecekleri belli olmaz; hele de yaşlı ve sosyal sınıf ayrımlarına körü körüne bağlı, klasik toplumsal beklentileri olanlara hiç.

Ayrıca ben de internetteyim ve sosyal medyayı kullanıyorum; Facebook ta da çokça zaman geçiriyorum.

Facebook? Sosyal medya, sizler gibi gençlerin benliğini etkileyen yeni ve önemli bir olgudur. Tek başına bu bile sizi, sosyal medyayı tanımayan önceki kuşaklardan farklı kılan önemli bir özelliktir.

Sosyal medya önemli bir kaynak ve yeni bir sosyal ortam olarak görülebilir: Geri bildirim, tavsiye, bilgi, dedikodu alışverişi sağlayan; tamamı internet üzerinden yapıldığı için, bazen normalde alınacağını düşünerek uygun bulmayacağınız önerileri iletmenize-hatta isimsiz olarak-olanak veren… Sosyal medya, bakış açımızı genişletmemizi sağlar, içinde olmadığımız bir çok iletişim ağına katılmamızı mümkün kılar, gözümüzü açar, kızdırır, ya da korkutur, güldürür, biribirimize erişmemizi ya da yeni ağlar kurmamızı sağlar ve nihayetinde kimliğimizin değişmesine yol açar.

21.Yüzyıl giderek daha fazla globalleşirken bizler de internete bağlandığımızda daha önce hiç bilmediğimiz şeyleri görmeye, ebeveynlerimizin aklından bile geçmeyen ve bize öğretemeyecekleri şeyleri izlemeye başlarız; ve bunların birden bire, sevip saydığımız, bir zamanlar yaşamımızı yönlendirecek tüm bilgiye sahip olduğuna inandığımız yetişkinler hakkındaki bakış açımızla çatışmaya başladığını fark ederiz. Sosyal medyadan kaynaklanan, gençlerle yetişkinler/kuşaklar arası bu yeni uyuşmazlık olgusu, yeni destek sistemlerine ve benliğimizi oluşturmada ihtiyaç duyduğumuz sosyal kurallar için yeni kaynaklar aramamıza neden olmaktadır.

Yeni teknik becerilere de sahibiz—Kaçımızın ebeveyni bizim gibi mesajlaşabilir?

 

Potansiyelimizi Şaşırtıcı Şekillerde Geliştirmemiz Mümkün

 

Kişiliğimize ilişkin duygumuz/algımız, yaşamda karşılaştığımız rastlantı ya da tesadüflerin bizi etkilemesi, ilham vermesi, hatta dönüştürmesiyle değişebilir. Bunlar hiç beklenmedik anlarda karşımıza çıkar, özellikle de kendimizi çevreye açtığımızda ve meraklı olduğumuzda. Belki bir kafede otururken kendimizi, şimdiye kadar tanıdıklarımızdan çok farklı birisinin hayat hikayesini dinlerken buluruz. Söz konusu bu tesadüf, bizi derinleştirip ufkumuzu genişletebilir, farklı/yeni şeylerle bağlantı kurmamızı sağlayabilir.

Davranış bilimlerinde, etkin lider ve yenilik yaratan kişilerin incelenmesi sonucu ulaşılan bulgular, onların yeni tecrübelere açık olmasının, ki buna bir çeşit öğrenilmiş kendicilik (içinden gelme) denebilir, güçlü ve yaraticı kişilik gelişiminde önemli olduğunu göstermektedir. Aslında tesadüflere ve yeni tecrübelere açık olduğumuzda, artık çok çeşitli tecrübelerimizi, kendimizin kim olduğuna dair dar tanımlamalara sıkıştırma gayretinden vaz geçeriz. Aksine yaşamı, karşımıza sürekli imkanların çıktığı bir akış olarak görmeye başlarız.

Hiç olmayacak yerlerde yeni fırsatlar ve bağlantılar bulmamıza yardımcı olan da zaten, tecrübe ve bakış açımızdaki bu genişlik ve önyargısızlıktır. Söz konusu bu durum, potansiyelimizi geliştirmede önemli bir araçtır.

Bilim alanında Nobel ödülü sahibi birçok kişi aynı zamanda sanatçıdır, müzisyendir, yazardır, dansçıdır. Bilimsel çalışmayla ilgisi olmayan farklı tecrübeler yaşamak, beynin farklı kısımlarını etkileyen yolların açılmasına, farklı bölümlerinin tetiklenip devreye girmesine yardımcı olarak beynin olumlu bir tatmin duygusu yaratmasını sağlar. Steve Jobs’un hattatlığa düşkünlüğü, sonunda onun Apple bilgisayar için eşsiz bir logo tasarımı yapmasını sağlamıştır.

Birbirinden farklı ve oldukça karmaşık kişiliklerle yaşamayı öğrenmek mümkündür. Bunun için yapamamız gereken, bu kişiliklerin hepsinin bizim parçamız olduğunu kabul edip suçluluk ya da endişe duymaksızın onları kucaklayarak kendimizi farklı bir bakışla deneyimlemektir.

 

Aynı zamanda kendi sınırlarımızı kabullenmeyi de öğrenebiliriz, çünkü bunu yaptığımızda, ilginç bir şekilde, ve genellikle onları aşarız. Bu karma karışık bir durumdur. Anlatmak istediğim şey kendimizi ketlemek değildir; ben sadece kendimizi olduğu gibi kabul edip bunun uzantısı olarak başkalarını da kabul etmeyi kastediyorum. Bu noktaya geldiğimizde, kendimizi yeniden yaratmak için daha fazla öz güven sahibi olup konfor alanımızda kendimiz gibi insanlarla debelenmeyi bırakacağız. Bu süreçte sosyal hiyerarşi çerçevesinde bizim söz konusu yukarı tırmanışımızdan rahatsız olanlar çıkacaktır. Bunu fark ettiğimizde, kendimizi hakarete uğramış hissetmemiz gerekmeyecek; çünkü biz, “onlar değişime ayak direse de dünyanın değişmekte olduğunu” biliyoruz.

 

Başarı Odaklı Yaşamak, Değer Odaklı Yaşamak

Kişilik oluşturma sürecinin kendini kabullenme kısmı, genelde acılıdır. Kendini geliştirme konusundaki kitapların hoşumuza gitme nedeni, gerçek değişimin pek fazla emek vermeden gerçekleşeceğini iddia etmeleridir. Kaçınız bu tip kitapları okuduktan sonra heyecanla kendinizde değişim beklediniz? Ve kendinize devamlı şunları hatırlatmak zorunda kaldınız: Duruş şeklini ve davranışlarını değiştir, çekingen olma konuş, göz teması kur, yaptıkların hakkında düşün, yeni arkadaşlar bul, motive ol, hafta sonlarında dışarı çık, her gün spor yap, keyif aldığın yerlere git çünkü neşe acıyı keser.

Evet, ben de bu yaşımda yukarıdaki önerileri yapmaya çalışıyorum ama hiç kolay olmuyor. Buradan anlıyoruz ki güçlü, daha yaratıcı ve şefkatli kadınlar olmak için gereken gerçek değişim, ancak yaparak öğrenmeye dayanan, emek ve eylem gerektiren, Kıvılcımlar gibi etkin Programlar ile mümkündür.

Sizin gibi birçok engeli aşmış, yoluna çıkabilecek başka zorlukları da öngörebilen genç kadınlar için eğitimli olmak, fevkalade bir başarıdır. Kendi yaşam serüveninizin kahramanı olmada, başarının önemi çok büyüktür. Ancak dikkatimi çeken bir noktadan bahsetmeden geçemeyeceğim: Modern eğitim, kariyer başarısı için gereken yeti ve stratejileri önemserken kimlik gelişimini/içsel karakter oluşumunu pek dikkate almamaktadır.

Sizleri, içsel karakter konusunda kafa yormaya çağırıyorum çünkü bunu oluşturmak, dışsal başarı için olanlardan çok farklı yetiler gerektirir. Dolayısıyla soracağınız soru da şöyledir: Yaşam benden ne bekler ve ben yetilerimle yakın çevremin derin ihtiyaçları arasındaki uyumu nasıl sağlayabilirim? Bu soruya ilişkin hemen harekete geçmekten çok, önemini kavrayıp yaşamınız boyunca tekrar tekrar bu konuda ne yapacağınızı düşünmenizi öneriyorum.

İçsel karakter oluşturmak, vicdan ve ahlaki muhakeme yapmayı içerir. Vicdanın tanımı şöyle yapılabilir: yanlışla doğruyu ayırmamızı sağlayan insani kapasite, sezgi, ya da muhakeme gücü.  Bir başka deyişle şerefli, dürüst olup kendimiz ya da bir başkasının ahlaki olarak yanlış davranışta bulunduğunu hissettiğimizde bundan pişmanlık duymak.

Vicdanın oluşumu, ahlak konusunu açıklamak için ebeveynlerimizin anlattığı hikayeler, yetiştiğimiz toplumdaki kültür ve/ veya din, çocukluğumuzda tanık olduğumuz rahatsız edici durumlar, ya da doğru ile yanlış olması arasında karar vermemizi gerektiren kendi eylemlerimiz gibi faktörlere bağlıdır. Muhakeme, vicdan gelişmesi için önemlidir; ve muhakemeden süzülmüş vicdanın içselleştirilmesi, olumlu kişilik oluşumunun ayrılmaz parçasıdır.

Benim bir kadın olarak kişisel benliğimi oluşturan faktörler, başarı odaklı değil değer odaklı bir yaşama ilişkindir. Tabii ki ben de profesyonel yaşamda başarılı bir kariyer ve iyi bir gelir yanında sevdiğim bir ailem ve yuvam olması için çabaladım. Ancak değer odaklı bir yaşam sürmekle kastetiğim şeyler, ahlaki pusulamızı devamlı kontrol etmek, vicdanımızla uyumlu bir hayat yaşamak, başkalarına şefkatli olup empati kurarak yaklaşmak, olumlu eylemlerde bulunmak ve kendimize karşı olabildiğince dürüst ve açık olmak gibi, maddesellikten biraz uzak kavramlardır.

Seçimler

Yaşamın yönetiminin kendimizde olması umuduyla Kahraman kimliğimizi oluştururken, kontrolümüz dışında bazı şeyler olduğunu da kabul ederiz.

Yaşamın yönetimini elde tutmanın en zorlayıcı yönlerinden biri, yeni bir özgürlük olarak görebileceğiniz seçim yapma keyfidir. Ancak daha fazla kendi kendini yönetmenin kaçınılmaz gerçeği, acıların artmasıdır. Özellikle yakın gelecekte ve sınırlı bir sürede çoğunuzun karşılaşacağı söz konusu acı veren seçimler, bazen çok güçsüz ve üzgün hissetmenize neden olabilir.

Ama unutmayın ki acı çekmenin, kendinizi daha iyi tanıma, yaptıklarınız üzerinde düşünme ve kendinize yön verme gibi yararları olabilir.

Örneğin:

Ben şimdi bir kimya mühendisiyim. Ailem ben16 yaşındayken yoksa 18 miydi?, kendi  seçtikleri bir adamla evlenmemi istemişlerdi. Onlarla pazarlık yaptım ve mezun olunca yanlarına dönüp çalışarak onlara bakacağıma söz verdim. Şimdi kendimi çok suçlu hissediyorum. Depresyondayım ve Ankara’ya o berbat ortama, Ankara’nın gecekondu mahallesindeki sıkış tepiş apartmana döneceğimi düşündükçe, esas istediğim özgür olup kimyasalları ve plastiklerle ilgili mesleğime dönük işi unutup tiyatro kursuna giderek Paris gibi romantik bir şehirde yaşamak varken, kendimi kapana sıkışmış hissediyorum.

Mevcut seçeneklerimiz kısıtlıyken kimliklerimizi genişletmek hiç de kolay değildir. Kendimize, “Tamam, şu anda bir ya da iki seçeneğim var. Elimden gelenin en iyisini yapacağım.” demek işe yarayabilir.

Seçimime karamsar bakmak yerine, kendimle konuşup ‘bilişsel yaklaşım’ kuralını uygulayarak seçimime daha farklı bakıp iyimser gözle görmeyi deneyebilirim. Bir seçim yapacağım ve bunu yaptığım için kendimi daha güçlü hissedeceğim. Seçimimi, sözümü tutup memlekete dönerek aile bütçesine katkı yapmaktan yana mı kullanacağım? Yoksa Paris’e kaçıp ünlü bir oyuncu olmadan önce kafelerde çalışmayı mı seçeceğim?

 

Seçim 1.

Hayır, ailemi düşünmeye devam etmeliyim ama bu seçim benim yeni özgür, modern Kıvılcım kadın kimliğimle çelişmemeli. Yaşam şartları biraz düzelene kadar ebeveynlerime yardımcı olacağım. Ancak bu sadece bir süreliğine olacak.

Bir seçim yapmamız bizi kurban durumuna düşürmez. Seçimimizin sonuçlarıyla yaşamayı öğrenmemiz gerekir.

Ankara’da yeni kişilerle tanışmak ve tecrübeler yaşamak için kendimi açık tutacağım; çünkü artık biliyorum ki açık olduğumuzda bir çok olumlu tecrübe kendiliğinden ayağımıza gelir. Daha önce dikkat etmediğim ya da ailemin ekonomik güçsüzlüğü nedeniyle gidemediğim, bana ilham verip yaşam tecrübelerimi zenginleştirecek yerlere gideceğim. Bir tiyatro kursu bulup akşamları oyunculuk dersleri alacağım. Ve birkaç yıla kadar profesyonel ve özel yaşamımdaki gelişmelere göre yoluma devam edeceğim. Her zaman şefkatli bir evlat olacağım ama kendi yaşamımdan da vaz geçmeyeceğim.

Seçim 2.

Paris’e gideceğim. Fransızca biliyorum ve Fransızca kabare müziği söyleyebiliyim. Orada güvende olmak için önceden iletişim kuracağım yerleri, kişileri araştıracağım ve oyunculuk dersleri alacağım. Gerçekçi olacağım. Evet, bir kafede çalışmak yerine Paris’e, kimya mühendisi olarak bir iş bulmadan gitmeyeceğim. Oyunculuk derslerini akşam iş çıkışı alacağım. Eğer orada iş bulamazsam kimya mühendisine ihtiyacı olan ve tiyatrosu bulunan başka bir romantik şehirde şansımı deneyeceğim. Avustralya’nın kimya mühendisi aradığını biliyorum. Bu macera için kendime kısa bir zaman tanıyacağım…Kıvılcımlar Programında öğrendiğim etkin dinleme ve iletişim yetilerini kullanarak ebeveynlerimle bu konuyu konuşacağım ve onların karşı çıkmalarını, kızmalarını, incinmelerini kabul edip şefkatle yaklaşacağım. Suçluluk hissedebilirim ama bu benim kararım. Eğer yurt dışında düş kırıklığı yaşarsam başka bir ülkede bulunma tecrübesini edinmenin tatminine sahip olup hayalimin peşinde koşmadığım için pişmanlık duyma riskinden kurtulurum. Biriktirdiğim bir miktar parayla aileme destek olabilirim. Risk alma cesaretini gösterdim. Bu nedenle şimdi daha güçlüyüm. (Cesaret konusuna ileride tekrar döneneceğim.)

Kişilik sabit değildir. Kişiliğimiz nedeniyle belirli davranışlarda bulunuruz. Ancak tersi de geçerlidir. Kişilik tecrübe ile düzelip değişebilir.

 

Silkon Vadisinde, teknoloji konusunda en üst düzey bilim adamlarına 4 günlük yaparak öğrenmeye dayalı bir seminerin parçası olarak doğru seçimler yapmada rasyonelliğin artırılmasını hedefleyen çok basit bir test uygulandı. Eğitimcinin… “çitin üzerinden göz atma” dediği bu testte o, bizleri rahatsız eden bir şey yapıp sonuçları izlemektedir. Zor beğenen bir adam elini yağlı tavuk suyuna daldırdı. Ve beklenmeyen bir şekilde bundan memnun kaldı.  “Oyun gibi geldi,” dedi. Böyle yağlı bir suya elini daldırmanın oyun gibi gelmesi kendisini de şaşırtmıştı. Bu tecrübe, onun kendisini algılayışını değeiştirmişti.

Aslında daha fazla öz güven ve etkin seçimlerle, sadece kendimizden öteye geçerek ve yapabileceğimizi tahmin ettiklerimizden çok farklı bir eylemi gerçekleştirerek, kendimize ilişkin eski kimlik algımıza göre, yeni kimlikler oluşturabiliriz.

Ben şimdi öz güveni daha yüksek, daha güçlenmiş ve lider özellikleri taşıyan yeni kimliğini hisseden mezun bir Kıvılcım’ım. Benliğim gelişti ve kendimi farklı yönlerimle tanıyorum. Kendimi daha güvenli hissediyorum. Örneğin nasıl harekete geçmem gerektiğini, ne yapmam gerektiğini biliyorum.

 

Ama! Harekete geçmek her zaman o kadar da kolay olmuyor.

Başka bir konuya da bakmamız gerekiyor:

Cesaret, Seçim, İnisiyatif

 

Korktuğumda, hata yapmaktan çekindiğimde, belli konularda harekete geçme cesaretini bulabilir miyim?

Hala cesur bir kahraman, bir rol model olabilir miyim?

Bir seçim sonunda bir eylem yaparsak ve bu da başarısız olursa sonuçları kalıcı mıdır? Romantik Paris’e karşın sıkıcı Ankara’yı hatırladınız mı?

Seçimler şartlara bağlıdır. Bizler sadece kontrolümüzdeki şeyleri değiştirebiliriz.

Kontrolümüzdeki seçimlere ilişkin gidişatı değiştirmek adına inisiyatif almak için cesaret kazanabiliriz. Gereken adımları atın.

 

İnisiyatifin gücü ise öz saygımıza bağlıdır. Öz saygının tanımı, kişinin değerli ve yeterli olduğuna inancıdır. Yaşamın zorluklarını göğüsleyip mutlu olmayı hak etme duygusudur. Bu, narsistlik ya da büyük harf B ile yazılan Ben ile ilgili bir şey değildir. Öz saygı oluşturmanın yolu, yaşam tecrübesine ve yeni zorluklara olumlu yaklaşmaktan, yeni yeti kazanmaya hevesli olup olumlu geri bildirim almaktan ve yalnız kalmak yerine sosyal bir ortama bağlı olmakatan geçer. Ve çok önemli bir öge daha, başkalarına şükran belirtmekten.

 

Peki, sonuçlarından emin olmadığım ya da başkalarının ayıplayacağı (örneğin bizim çok hassas olduğumuz ama fikrimizin alışılan toplum kurallarına uymadığını bilerek açıkça konuşmak durumunda) bir eylem için inisiyatif almak gerektiğinde ne yapacağım?

 

Bu denli korkarken de mi dürüstçe vicdanımın sesini dinlemeliyim? İncitmekten, şoke etmekten ya da reddedilmekten korkuyorum. Cesaretimi nasıl toplayayım?

Kişinin kendi vicdanı ve değerlerine dayanan cesaret, korkunun yokluğu değil onu aşmanın zaferidir. Durup korkunun gözünün içine baktığınız her sefer cesaretinizi geliştirebilir ve bunu yaparken öz saygınızı ve inisiyatifinizi güçlendirebilirsiniz. Şunu söyleme hakkınız doğar: “Ben bunu yaşadım. Şimdi beni korkutan bir sonraki şeyle baş etmek için daha donanımlıyım.”

Bu bir süreç. Bazı durumlarda bu süreç ağır gelişir ve sabır gerektirir.

Geçtiğimiz yıl projelerinizi yaparken farkında olmasanız da öz saygınızı oluşturmaktaydınız. Bazen başarısızlıklar yaşadınız ve bu yüzden takımınızdaki bazı kızlar size karşı cezalandırıcı bir tavır aldı.

Kişisel gelişim ve nihai başarı yolculuğunuzda, örneğin iş yaşamında ya da kendi içinizde, başarısızlığınızı kabullenme, kritik bir aşamadır.

“Yaptığın planın yürümeyeceğini sana söylemiştim Ayşe. Düzeltmen lazım. Yapamadın. Başarısız olduğunu herkes öğrenecek Ayşe.”

Bu durumda yapmanız gereken zor şey kendi iç sesinizi dinlemeye devam etmek, başkalarının onu bastırmasına izin vermemek, susturmamak ve kırılmamaktır.

Başarısızlığı kabullenmek cesaret ister.

Afrika kökenli Amerikan muhteşem şair Maya Angelou’nun bir zamanlar dediği gibi:

“Kişiler cesur doğmayabilir ancak o potansiyelle doğarlar. Cesur olmadıkça hiçbir erdemin süreklilik şansı yoktur. İyi, doğru sözlü, merhametli, cömert ya da dürüst olmamız mümkün değildir.’’

Yenilikçi ve yaratıcı olan, vicdan ve ahlaki tutkuları yönünde yaşayan cesur kişiler, amaçlarına varmadan önce başarısızlıkları da tadarlar. Buna rağmen iyimserliklerini korur ve nadiren savunmaya geçerler. Onlar sebatkardır.

Size kişisel bir anımı anlatayım : Liderlik de yaptığım kendi profesyonel kariyerimde, genel olarak başarılı görülmüşümdür. Ancak arkamdan ‘’kadife eldivenli demir yumruk’’,  ‘’küçük pit bull’’, ‘’yumuşak dilli dişi kaplan’’ dendiğini de biliyorum. En sonuncusu, saygın bir hukuk dergisinde hakkımda çıkan yazının başlığıydı.

Söz konusu tanımlamalar ben dominant olduğum, insanları ezdiğim, kaba davrandığım, yıpratan ya da başkalarının görüşlerini dikkate almayan birisi olduğum için yapılmamıştı. Bilakis, yarı bilinçli bir şekilde de olsa, eğitim ve tecrübem dolayısıyla alanımda yetkin olduğum ve bilinçli olarak fırsatları, bunlara erişme imkanı olmayanlara götürme amacıma tutkumun farkında olduklarını göstermekteydi. Evet, beni silkeleyip atmak zordur ve kolay pes etmem. Azimli bir pit bull’umdur ve dişlerim sesimden daha güçlüdür.

 

Yaptıkların Üzerinde Düşünme ve İçsel Motivasyon

 

Etkin liderler incelendiğinde onların içsel motivasyon sahibi, analiz yapan ve yeni bir bakışla tekrar deneyen kişiler oldukları gözlemlenmiştir. Onlar, kendilerini cesaretlendirmeyi sıkça yapan, ancak bunu kibirle değil çevrelerinde destek arayan tarzda gerçekleştiren kişilerdir.

Dolayısıyla başkalarını öteleyen, bastıran, görmezden gelen bir tavır sergilemeden ne

kadar kendi yaşamımızın kahramanı rolünde içsel güdümlü kadınlar olursak,  liderlik ve sosyal değişim elçileri olmadaki yolumuz o kadar açılacaktır. Kendimize ve başkalarına ait olumlu amaçları destelemek, belli riskleri en aza indirmeyi öğrenerek başarısızları kabul etmek ve zaman içinde karar verme becerimizi geliştirmek suretiyle ulaşacağımız gelişim, kendimizi ve başkalarını sürekli düzeltmeye çabalamaktan çok daha tatminkar bir yöntemdir.

Tekrar ediyorum : Kendinizi ve başkalarını güçlendirme yöntemi olarak cesaretlendirmek,

sürekli eleştirilme korkusuyla yaşamaktan çok daha etkilidir.

Bu noktada, cesaretlendirme ile övgü arasındaki ince çizgiyi incelemekte yarar görüyorum. Başkalarının başarılarımızı övmesi konusunda aşırı beklenti içinde olabilir miyiz ?—Bu, içsel güdümlü olmanın ve içsel tatmin bulmanın tersi bir durumdur. Denge kurmamız gerekir. Acaba yüreklendirme ile övgüyü karıştırıyor muyuz ? Nispeten daha küçük başarılara aşırı değerler yükleyerek abartıyor olabilir miyiz? Bazılarına da hak ettiğinden daha az mı değer atfediyoruz?

Ara sıra bir adım geriye çekilip dürüstçe, başkalarından beklediğiniz teşvik ve övgü ihtiyacınızı inceleyin. Bu da hikayenizin/serüveninizin kahramanı olmanın bir parçasıdır. Doğal olarak övülmekten hoşlanırız ve kişiler arasında övgü alışverişi çok önemlidir. Ancak bunu sürekli dışarıdan beklemek, sonuçta bizlerin doyumdan uzak kalmamıza neden olur. Bizi endişeye, narsist depresyona, sıkıcı bir ihtişama ve hatta yararsız hissetmeye kadar götürür. “ Çok çabaladım, takdir de edildim ama neden böyle hissediyorum?”

Kahramanların başarısı yetkinliklerinden gelir. Başarı ve beceri, öz saygımızın yapı taşlarıdır. Ancak onlara mutlaka esneklik, başkalarına saygı, böbürlenme yerine tevazu ve sabrın eşlik etmesini sağlamalıyız.

Benden daha donanımlı olanlara sorumluluk devşirmek, onlara güvenmek, önlerini kesmemek, erken ya da zamansız  yargılamamak, ne zaman susup ne zaman konuşacağını-anlaşılmadığında kızmadan nedenlerini açıklayarak-bilmek, eksiklik ve olumsuzlukları gelişmeye yol açacak tecrübeler olarak görmek, ve evet, cesaretlendirmek, sizlerin bu yıl öğrendiği liderlik özelliklerinin önemlileriydi. Bunları gerçekleştirmek cesaret ister. Cesaret liderliği etkinleştirir. Liderlik de cesareti etkinleştirir.

 

Sosyal Değişim Elçisi Olmak

Kıvılcımlar Programında sizler sosyal değişimin nasıl yapılacağını öğrenirken bencillikten uzak bir şekilde liderlik, empati yapma gibi birçok yeni ve farklı yetiler kazanıyorsunuz. Kazandığınız bu cesaret ve harekete geçme motivasyonun yaşamınız boyunca devam etmesini diliyor ve umuyorum.

Sosyal değişim için yapılması gereken, ya da ihtiyaç duyulan temel bazı şeylerin eksikliği, ya da değişim için doğru zaman olmaması tabiidir. Bilmeniz gereken başka önemli bir nokta : sizin ilk olmanız şart değildir. Başkalarının fikirleri üzerinde çalışıp geliştirebilir ve zaman içinde kendi görüşümüzü genişletip içimizde ve dışımızda yapılabilecek olanlara odaklanabiliriz.

Seattle, Washington’da yaşayıp çalışan Microsoft’un kurucuları Melinda ve Bill Gates’ten bir örnek vermek istiyorum. Onların gönüllü kurumları (dünyanın en büyük yardım kurumu) sayesinde bir zamanlar çim biçme makinası yapan küçük işletmeler şimdilerde dünyanın dört bir yanındaki ihtiyacı olan yerlere gönderilen devasa su arıtma makinalarını üretiyorlar. Melinda Gates, çaresizlik ve yardıma muhtaç ne demek olduğunu öğrenmek için, yıllarca dünyanın her tarafına gidip yokluk çekilen yerlerde yoksulluğu gözlemledi ve yaşadı, halkı dinledi. Gates Philantrophy kaynaklarının global sağlıkta kullanılması kararının arkasında bu araştırma yatmaktadır. Gerçekleşen devasa değişim çok çarpıcıydı.

O, ihtiyaç sahiplerine neyi üretecekleri konusunda her hangi bir baskı yapmadı. Onlara destek

verdi ve bazı başarısızlıklar da yaşadı. Ancak tüm bu çabalarının sonunda, konularında uzman bir çok yetkin kişi, ana amaca katkı sağlamak için akın akın Seattle’a gidiyor ve burada STK lar kuruyor, diğerlerinin yaratıcılıklarından yararlanıyor, mevcut kurumlarla paydaş olup geride bırakılan yoksul ve imkanları kısıtlı insanların sağlık ve yaşam koşullarını iyileştirmeye çalışyorlar.

Tabii ki siz Melinda Gates değilsiniz, fakat yaşamınızın kahramanı olarak kendiniz dışında bir konuya çözüm getirmek/iyileştirmek için olumlu işler yapmak adına fırsatları kollayın. Bunun ufak bir şey olması hiç önemli değil. Önemli olan katkıda bulunmak ve iş birliği yapmak…

Genellikle kendimizi iyi hissettiren ve öz güvenimizi artıran en önemli eylemler başkaları için yaptığımız, sevgiyle verdiğimiz iyiliklerdir. Zor zamanımızda dahi bu eylemler bizim için güç ve umut kaynağı olur.

Kıvılcımlar Programını göğüslemiş yeni rol modeller olarak sizler, dışardaki dünyaya kadın olmanın anlamı hakkında yeni bir bakış açısı getirmektesiniz. Çok yakında başkalarına mentorlük yapma durumunda olacaksınız. Bu da kahramanlık hikayenizde yazılı. Daha önce değindiğim gibi, çaresizlik, kafa karışıklığı, korku her zaman yanı başımızda olacak. Fakat sonuçta inanıyorum ki her birinizin şefkatli, lider ve değişimin arkasında durma cesaretiniz olacak.

Geçen yılki Zirve konuşmamı 1880 lerde doğmuş, sağır ve dilsiz olduğu için ömrünün bir kısmını izole geçiren Amerikalı Helen Keller’in sözleriyle bitirmiştim. Kendisi sonra kadın hakları, işçi hakları ve sosyal adalet konularında politik aktivistlik yanı sıra müthiş bir yazar olmayı başarmıştır.

Bugün size onun başka bir sözüyle veda etmek istiyorum: “Yüzünüzü güneşe çevirdiğinizde hiçbir gölge görmezsiniz.”

Jeanne Nidorf

TWI Kurucu Ortağı

23 Nisan 2016

2016 Değişim Liderleri Zirve Konuşması